Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Acaba nasıl oluyor da “dünya ve ahirette insanların mutluluğunu garanti etme” iddiası ile gelmiş bir dinin bizzatihi kendi müntesipleri fitnelere duçar olmuş, coğrafyalarını ateş almış, kan ve gözyaşı onların kaderi haline gelmiştir?
İslam tarihine dikkatle baktığımızda görürüz ki, bugün İslam dünyasının muzdarip olduğu tüm dertlerin, ayrılık ve ayrışmaların kökü tarihtedir, İslam’ın ilk asrındadır. Evet, İslam’ın ilk asrında cereyan eden olaylar, mücadeleler, yaşantılar, şahsiyetler, siyasi ve fikri çalkantılar sonra ki tüm zamanları etkilemiştir. Bugün İslam dünyasında yer alan tüm fikri ve siyasi hareketlerin kökü İslam’ın ilk asrındadır. Ve nasıl ki, tüm dertlerin, ayrılık ve ayrışmaların kökü tarihte, İslam’ın ilk asrında ise derman da İslam tarihini, İslam’ın ilk asrını doğru anlamaktadır.
Biz bu yazımızda biri tarihte diğeri güncel olan iki fitnenin benzerliğinden bahsedeceğiz.
Bilindiği üzere İslam’ın ilk asrı büyük çalkantılara sahne olmuştur. Hiç kuşkusuz hicri birinci asrın en korkunç ve sonuçları itibariyle tüm zamanları etkileyen fitnelerin en büyüklerinden biri İmam Ali (a.s) ile Muaviye arasında yaşanan “Sıffin Savaşı”dır. Sıffin Savaşı şu an Suriye toprakları içerisinde yer alan Rakka şehri civarında vuku bulmuştur.
Ne ilginçtir ki, İslam’ın 15. Yüzyılının yaşandığı miladi 21. Yüzyılın ilk büyük fitnesi de Suriye’de koptu! Aralarında asırlarca zaman olan ve ilk bakışta birbirlerinden kopuk gibi görünen bu iki olay arasında ilginç benzerlikler bulunmakta.
Sıffin Savaşı’nın bir yanında İmam Ali (a.s) olmasına karşın diğer yanda da kendilerini İslam addeden ve zahiren İmam Ali (a.s)’ın yaptığı amelleri yapan bir ordu vardı. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetler; sakal, sarık gibi şekli özellikler; bayrak ve sancaklarda taşınan semboller ortaktı! Basiret gözü açılmamış, dezenformasyonla yönlendirilip cahil bırakılmış kitleler “dine karşı din”in savaşında ne yapacaklarını bilemiyorlardı. İmam Ali (a.s)’ı haklı buldukları kadar Muaviye’yi de haklı buluyorlardı. Muaviye’yi haksız buldukları kadar İmam Ali (a.s)’ı da haksız buluyorlardı!
Bugün Suriye’de sakalları göğüslerine inmiş, alınlarında ve üzerlerinde İslami semboller taşıyan, her fırsatta namaza durup secde eden, dillerinden düşürmedikleri Allahüekber nidaları ile insan boğazlayan muhalifler / cihatçılar(!) Muaviye ordusundan fırlamış gibiler! Hiçbir İslami ve insani değere riayet etmemelerine rağmen görüntüleri ve söylemleri ile nice kitleleri kandırıyor, “Büyük Şeytan”ın çanağına su taşırken sarık ve sakalları ile günahlarını örtmeyi başarıyorlar. Bir kez daha “dine karşı din” savaşıyor! Fitne yine sakallı ve sarıklı! Argümanlar aynı sloganlar aynı! Kitleler yine yollarını şaşırmışlar!.. Kim hak, kim batıl? Ayrıştırmak ne zor! Batıl bir kez daha “hak”la aynı elbiseyi giyerek sahneye çıkmış!..
Sıffin Savaşı’nın tarihe mal olmuş en önemli yönlerinden biri de şudur ki; iktidar için her yolu mubah bilen Muaviye (Emevi ordusu), hiçbir ahlaki kuralı tanımıyor, hiçbir İslami ve insani değere uymuyordu! (Daha sonraki yüzyıllarda iktidar için her şey mubahtır mantığıyla “Makyavelizm” adı ile şekillenecek bu fikrin esas öncüsü Muaviye’dir.)
Muaviye mezarında rahat olmalıdır, zira Suriye cihatçıları onun açtığı yolu hakkını vererek sürdürüyorlar. İnsan boğazlamaktan mabet yakmaya kadar geniş bir yelpazedeki vahşet ve zulmü sözüm ona Suriye’ye adalet getirebilmek için caiz görüyorlar. Caiz görüyorlar, zira Katar ve Suudi Arabistan’daki çağdaş saray mollaları da Suriye’deki İslam devriminde (!) bir parça payları olsun isteyerek gerekli fetvalar için dinle oynamayı görev addediyorlar!..
Tarihin en büyük fitnelerinden olan Sıffin Savaşı sürecinde pek çok hile ve fitne unsuru vardı ki, bunların içlerinde de en büyük fitnelerden biri hiç kuşkusuz “Harici” hareketti. İslam boğazlarından aşağı geçmemiş, dini şekil ve slogandan ibaret olarak algılayan bu topluluk, sapkınlıklarını o dereceye vardırdılar ki; İmam Ali (a.s)’ı ölümle tehdit edip, Kuran’a uymaya davet ettiler. Oysa Haricilerin Kuran’a uymaya davet ettikleri kişiyi Allah Rasulü (s.a.a) “Natık-ı Kur’an (Konuşan Kur’an)” olarak vasfetmişti.
Haricilerin güncel torunları Selefiler ve El Kaide’de görevlerini ifa etmekte. Bir bölümü silah bir bölümü kalem başında! Bir yandan masum insanların kanları ile boyanmış elbiseleri ile secdeye gidiyor bir yandan da “İslam İnkılâbı”nı Allah’tan korkmaya ve İslam’a uymaya davet ediyorlar! “İslam İnkılâbı”nın duruşunu sorguluyorlar aynen atalarının İmam Ali (a.s)’ın duruşunu sorguladıkları gibi. Diyorlar ki; bütün dünya Suriye cihatçılarının dostu olmuşken, hatta Amerika, NATO ve Avrupa Birliği bile bizim haklılığımızı anlamış ve bize destek verirken sen nasıl bir “İslam inkılâbı”sın ki bizimle birlikte değilsin?!.
Muaviye’nin sünneti olan bir başka fitne de para ve makamın gücünü kullanarak zaaflardan yararlanmak ve ayartabildiği kadar görevli ayartarak ihanete zorlamaktır. Tarih şahittir ki, Muaviye’nin altınları ve Amr b. As’ın ikna kabiliyeti pek çok zaman işe yaramıştır!
Arapların petrol paraları ve diğer bazı(!)larının ikna kabiliyeti Suriye devlet teşkilatının göçertilmesi için son raddesine kadar kullanıma açılmış, zaaf taşıyan subay ve bürokrat avına çıkılmıştır!.. Bu av esnasında İslami ve insani değerler bir yana uluslararası savaş hukuku bile hiçe sayılarak her türden kirli oyun sahneye konmuştur!..
Sıffin’in kuşkusuz en büyük fitnesi ise final sahnesindedir. Bu sahnede Kuran’lar mızrak ucundadır. Sakal, sarık, sembol ve ihanetlerin hepsinin boşa çıktığı bir anda Muaviye-Amr ikilisi en korkunç hilelerini, tüm sapkınlık, batıllık ve fitnelerini gölgeleyecek bir hileyi sahneye sürdüler! Kur’an mızraklar ucunda idi! Sakal bırakmış, sarık sarmış şeytan ise mızrak ucundaki Kuran’ın gölgesine saklanmıştı!
Ve şimdi Kur’an kalemler ucunda!
Kalemler yontulmuş, sahifeler delinmiş, Kur’an kalemler ucunda!
Yazarlar, çizerler, aydınlar, entelektüeller, fikir insanları, kanaat önderleri bizi Suriye’nin dostu(!) olmaya davet ediyorlar! Zalim(!) Esad’ı devirip özgür Suriye’yi kurmak için bizi Amerika ile birlikte olmaya, NATO ile birlikte olmaya davet ediyorlar! Araplarla omuz omuza, Avrupa Birliği ile sırt sırta verip Suriye Devrimi(!)ni tamamlamaya çağırıyorlar bizi! “İslam İnkılâbı”nı, Hizbullah’ı sözde Suriye Devrimini engelledikleri gerekçesi ile mahkûm ediyorlar. Gözümüzün içine bakıp, bizi her ne yerine koyuyorlarsa; “eğer Suriye’nin dostları (yani Amerika, NATO, Arap monarşileri ve Avrupa Birliği ülkeleri) ile birlikte olunur, Esad devrilirse İsrail’in de bundan büyük zarar göreceği, dolayısıyla bunu yapmanın büyük bir dini vecibe” olduğu martavalını dillendiriyorlar!
“Allah için bir şeyler yapmak isteyen varsa, geç olmadan harekete geçsin!” çağrıları yükseliyor her yandan. İnsanlar gerek canı ile ve gerekse malı ile Suriye muhalefetine / cihatçılarına yardıma, yapılanlara ortak olmaya davet ediliyor! Cihat adına “insan boğazlamaya” davetler ve methiyeler düzülüyor!.. Bir elde kalem bir elde Kur’an! Her yazılarını ayetle açıp, her sözlerini ayetle bitiriyorlar!..
…ve şimdi Kur’an kalemler ucunda!..
Her ayet bir şekil Suriye’ye uyarlanıyor. Sembol ve ihanetlerin boşa çıktığı anlarda “kalem” yetişiyor! Sahifeler havaya kaldırılıyor! Her türlü vahşet ve zulüm yine sahifelerin gölgesinde saklanıyor! Fitne bu kez “mızrak” değil “kalem” ucunda yükseliyor!.. Kalemler havada; tüm değerler çiğnenmiş, tüm ilkeler yüzüstü devrilmiş!..
Suriye’nin dostu(!) olup; Amerika, NATO ve diğerleri ile birlikte olmayı reddedenleri ihanetle, mezhepçilikle suçluyorlar! Mezhepçilik adına İslam’a ve İslam ümmetine yaptıkları ihaneti ve işlenen cinayetleri, başkalarını “mezhepçilik” yapmakla suçlayıp maskeliyorlar!
Asırlar sonra Suriye’de sahifeler bir kez daha havaya kaldırılıyor! Fitne bir kez daha sahifelerin gölgesine saklanıyor! Tek farkla ki, bu sefer mızrak değil kalem ucunda!.. Bir elde kalem bir elde Kur’an! Her yazılarını ayetle açıp, her sözlerini ayetle bitiriyorlar!..
…ve şimdi Kur’an kalemler ucunda!..
Kemal Şükrü SEVİNDİK
kssevindik@hotmail.com